Çarşamba, Ekim 04, 2006

Finxi


O zaman bir çıkıp, bir ayrıldığımız kız arkadaşım üniversite bahçesinde bulmuştu, annesi tarafından terk edilmiş küçük kedi yavrusunu. Çimlerde "iyi bir dost" olarak buluşmuştuk. Bana köpeğim olduğundan ben bakamam, sen bakar mısın dedi. Biri ilgilenmese yaşam ona şans tanımayacaktı. Bizimkiler de evde hayvan beslenmesine sıcak bakmazlar. Kedi yavrusu ile metroya bindim, montumun içinde kıpır kıpırdı. Eve geldim babamların şaşkınlığına. Odamda onun için içi toprak dolu kutu hazırladım. Küçük bir kapaktan kendi başına süt bile içemiyordu. Şırınga ile süt içiriyordum. Zamanla gelişti, sabahlarımda dolanır, üstüme atlar oldu. Dışarı bırakacağız diye acımasız hayata yenik düşmemesi için onu özgür ve vahşi bırakıyordum. Elime geçen bir kağıda böyle yansıdı arkadaşlığımız. Adını internette latince sözlükte kulağıma hoş gelen bir kelimeden seçmiştim. Balık, ciğer onu mutlu etmek için yeterliydi. Odama girenin ayaklarına saldırıyordu. Zarar vermek istemiyordu aslında, niyeti oyun oynamaktı. Balkona çamaşır asmak zorlaşınca babamların ısrarı ile bir buçuk ay baktıktan sonra geri verdim Finxi'yi. Şimdi hayatın hangi sokağında bilmiyorum. O da bir ara masamda anları kovalıyordu.Yaşam anımsamalardan seçiyor kelimelerini. Zamanın kaplayacağı gelecekten geçmişe bakarken tabi şu anda farklı duygularla yazıyorum. Her dipnot bugünden geçmişe serpiliyor. Açan zamanda yine kendimle baş başayım.

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home